Zafer Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Mehmet Pamuk, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında değerlendirilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi hakkında sert açıklamalarda bulundu.
Pamuk, meselenin yalnızca bir kanun teklifinin maddelerinden ibaret olmadığını; Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle mücadele anlayışı, hukuk devleti ilkesi, şehit ve gazilerin hakkı, devletin caydırıcılığı ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni terör yapılanmaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“BEN BU KANUNA SİYASETEN DE HUKUKEN DE KARŞIYIM!”
Mehmet Pamuk sözlerine şöyle başladı: “Ben bu düzenlemeye siyaseten de hukuken de karşıyım. Terörün sona ermesini, silahların susmasını ve hiçbir annenin evladını teröre kurban vermemesini elbette herkes ister. Ancak terörün sona ermesi ile terör örgütüne siyasi ve hukuki alan açılması birbirinden tamamen farklı meselelerdir. Bizim itirazımız barışa değildir. Bizim itirazımız; terörle mücadelede devletin elini zayıflatacak, bireysel suç ve sorumlulukları örgütün toplu kararlarına bağlayacak ve gelecekte yeni yapılanmaların önünü açabilecek belirsizlikleredir.”
Pamuk, Türkiye'nin geçmişte terörle mücadelede ağır bedeller ödediğini hatırlatarak şöyle devam etti: “Bu ülke yüzlerce, binlerce evladını terörle mücadelede kaybetti. Gazilerimiz hayatlarının geri kalanını taşıdıkları yaralarla geçirmek zorunda kaldı. Anneler evlatlarını, eşler eşlerini, çocuklar babalarını kaybetti. Bugün bu insanların karşısına çıkıp ‘Yeni bir dönem başlıyor’ demek kolaydır. Asıl mesele, ‘Bu yeni dönemde devlet ne elde etti, hangi güvenceyi aldı ve aynı acıların tekrar yaşanmayacağının garantisi nedir?’ sorusuna cevap verebilmektir.”
“SİLAH BIRAKMAK, TEK BAŞINA ÖRGÜTÜN TASFİYESİ DEĞİLDİR”
Mehmet Pamuk, örgütün silah bırakmasının önemli olduğunu ancak bunun tek başına yeterli görülemeyeceğini belirterek: “Bir terör örgütünün silah bırakması elbette önemlidir. Fakat örgütün kadroları, finansal kaynakları, uluslararası bağlantıları, propaganda mekanizmaları ve yeniden yapılanma kapasitesi ortadan kaldırılmadan ‘örgüt tamamen tasfiye edildi’ demek için hangi objektif ölçüt kullanılacaktır? Devletin görevi yalnızca bugünü değil, on yıl sonrasını da düşünmektir. Bugün silah bırakan bir yapı, yarın başka bir isim altında yeniden örgütlenmeye kalkarsa ne olacaktır? Bu sorunun cevabı kanunda açık ve bağlayıcı biçimde bulunmalıdır.” Nitekim TBMM komisyon raporlarında da kritik eşik olarak örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devlet güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
“DEVLETİN GÜCÜ, TERÖRİSTİN SÖZÜNE DEĞİL HUKUKA DAYANIR”
Pamuk, terör örgütü liderlerinin siyasi muhatap hâline getirilmesine karşı olduğunu belirterek: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir, Türk milletidir, anayasal kurumlardır. Terör örgütlerinin yöneticileri üzerinden devlet politikası şekillendirilemez. Devlet, terör örgütüyle mücadele ederken muhatap olarak örgütün yöneticisini öne çıkarmamalıdır. Çünkü bu durum terör örgütüne yalnızca silahlı değil, siyasi bir meşruiyet alanı da kazandırabilir.”
“ŞEHİTLERİMİZİN HAKKINI KİM KORUYACAK?”
Mehmet Pamuk, düzenlemenin en önemli boyutlarından birinin şehit ve gazilerin vicdanında oluşturacağı sonuç olduğunu belirterek şöyle konuştu:“Bir şehit ailesine gidip ‘Devlet yeni bir politika belirledi’ demek yeterli değildir. O aile haklı olarak soracaktır:
Benim evladım neden şehit oldu?
Bu mücadele neden yapıldı?
Bugün hangi güvence karşılığında bu karar alındı?
Bir daha aynı örgütlenmenin ortaya çıkmayacağının garantisi nedir?
Bu soruların cevabını vermeden ‘Türkiye normalleşiyor’ demek mümkün değildir.”
“BİREYSEL SUÇ VE CEZA SORUMLULUĞU ÖRGÜT KARARINA BAĞLANAMAZ”
Pamuk, hukuki açıdan da ciddi soru işaretleri bulunduğunu ifade etti: “Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri bireysel sorumluluktur. Bir kişinin işlediği suç, bir örgütün topluca aldığı kararla ortadan kalkacaksa burada çok ciddi hukuki sorunlar ortaya çıkar.
Kim yararlanacak?
Hangi suçlar kapsam içinde olacak?
Hangi tarihte işlenen suçlar değerlendirilecek?
Örgüt üyeliği nasıl tespit edilecek?
Örgütten ayrılma hangi objektif kriterlerle belirlenecek?
Pişmanlık aranacak mı?
Mağdurların hakları nasıl korunacak?
Bunların her birinin açık, ölçülebilir ve yargısal denetime tabi olması gerekir.”
“AF DEĞİLSE NEDEN MAHKÛMİYETLERİN SONUÇLARI TARTIŞILIYOR?”
Pamuk, düzenlemenin hukuki niteliğinin kamuoyuna açık biçimde anlatılması gerektiğini belirterek:
“Eğer bir düzenleme bazı cezaların sonuçlarını ortadan kaldırıyor, soruşturma ve kovuşturmaların veya mahkûmiyetlerin hukuki sonuçlarını etkiliyorsa bunun hukuki niteliği açıkça ortaya konulmalıdır.
Anayasa'nın 87. maddesi genel ve özel af kararlarında TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunu öngörmektedir. Dolayısıyla Meclis'te yapılacak düzenlemenin hangi hukuki kategoriye girdiği son derece önemlidir.
Milletin ve Meclis'in önüne ‘Terörsüz Türkiye’ gibi olumlu bir kavram koyarak hukuki soruların üzeri örtülemez.”
Anayasa Mahkemesi de af konusunda, bazı düzenlemelerin kesinleşmiş cezaları kaldırması veya hafifletmesi hâlinde özel af; soruşturma, kovuşturma veya mahkûmiyeti sonuçlarıyla ortadan kaldırması hâlinde ise genel af niteliğinin gündeme gelebileceğini belirtmektedir.
“TÜRKİYE'NİN İHTİYACI TERÖRÜN BİTMESİDİR; TERÖRÜN SİYASALLAŞMASI DEĞİL”
Mehmet Pamuk sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz Türk milleti olarak Kürt kardeşlerimizle düşman değiliz. Türk ile Kürt arasında doğal bir düşmanlık yoktur. Bu ülkenin bütün vatandaşları Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit yurttaşlarıdır.
Bizim karşı çıktığımız Kürt vatandaşlarımız değil; etnik kimlik üzerinden siyaset yapan, terörü siyasi araç olarak kullanan ve Türkiye'nin üniter yapısını tartışmaya açabilecek her türlü yapılanmadır.
Kürt vatandaşlarımızın haklarını savunmak başka şeydir, terör örgütünün siyasi hedeflerini meşrulaştırmak başka şeydir. Bu ikisini birbirine karıştırmayalım.”
“ATATÜRKÇÜLÜK VE MİLLİYETÇİLİK SÖZLE DEĞİL, DURUŞLA ÖLÇÜLÜR”
Pamuk, siyasi partilere ve milletvekillerine de açık çağrıda bulundu:
“Bugün herkes kendisini Atatürkçü, milliyetçi, vatansever ilan edebilir. Ama bu kavramların gerçek karşılığı zor zamanda ortaya çıkar.
Bir siyasi kararın doğru olup olmadığını parti tabelasına bakarak değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş esaslarına, milletin güvenliğine, hukuk devletine ve geleceğine bakarak değerlendirmek gerekir.
Milletvekilleri parti yönetimlerinin değil, önce milletin vekilidir. Önlerine gelen her düzenlemeye grup kararı nedeniyle el kaldırmak yerine vicdanlarıyla, hukuk bilgileriyle ve tarih bilinciyle karar vermelidirler.”
“GAZİANTEP'TEKİ MİLLETVEKİLLERİNE DE ÇAĞRIMDIR”
Mehmet Pamuk, özellikle Gaziantep milletvekillerine seslenerek:
“Gaziantep'teki bütün milletvekillerine açık çağrımdır:
Bu mesele parti meselesi değildir.
Bu mesele hükümet-muhalefet meselesi değildir.
Bu mesele seçim hesabı değildir.
Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğidir.
Lütfen bu kararı verirken yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşayacağı Türkiye'yi düşünün.”
“ŞEHİTLERİN KANI YERDE KALMAMALI”
Pamuk, terörün sona ermesi konusunda herkesin ortak irade göstermesi gerektiğini ancak bunun şehitlerin hatırasını ve devletin hukukunu zedelemeden yapılması gerektiğini söyledi:
“‘Artık kan akmasın’ cümlesine kim karşı çıkabilir? Elbette hiç kimse yeni kan dökülmesini istemez.
Ama şunu da sormak zorundayız:
Şehitlerin kanı yerde kalacaksa, adalet nerede kalacak?
Terörün bitmesini isterken terörle mücadele eden devletin itibarı zedelenmemelidir. Barış isteyen herkes aynı zamanda adalet istemelidir. Çünkü adaletsiz bir barış kalıcı değildir.”
“ZAFER PARTİSİ'NİN DURUŞU NETTİR”
Mehmet Pamuk, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın bu konudaki tutumuna dikkat çekerek:
“Bu süreçte açık ve net bir şekilde itiraz eden, hukuki ve siyasi riskleri gündeme getiren siyasi iradenin yanında durmak gerekir. Zafer Partisi ve Genel Başkanımız Sayın Ümit Özdağ'ın ortaya koyduğu itirazların temelinde de Türk milletinin güvenliği, devletin üniter yapısı, hukuk devleti ve şehitlerimizin hatırası vardır.
Ben de Zafer Partisi Kurucular Kurulu Üyesi olarak bu konuda duruşumu açıkça ortaya koyuyorum:
Terörsüz Türkiye'yi isterim.
Silahların susmasını isterim.
Yeni şehitler verilmesini istemem.
Ama bunun karşılığında terör örgütüne siyasi statü, hukuki ayrıcalık veya Türkiye'nin kuruluş esaslarını tartışmaya açacak bir zemin oluşturulmasına karşıyım.”
“BUGÜN EVET DİYENLERİN VEBALİ AĞIRDIR”
Pamuk, son olarak kanun teklifine destek verecek milletvekillerinin tarih önünde sorumluluk taşıyacağını belirterek:
“Bugün bu düzenlemeye ‘evet’ diyecek olan milletvekilleri yalnızca bugünkü siyasi tabloya göre değil, yarının Türkiye'sine göre de değerlendirilmelidir.
Yarın yeniden bir terör yapılanması ortaya çıkarsa, yeniden hendekler kazılırsa, yeniden şehirlerimiz tehdit edilirse, yeniden gençlerimiz dağa çıkarılırsa, yeniden şehit haberleri gelirse bugün alınan kararların hesabı sorulacaktır.
O gün kimse ‘Ben parti grubunun kararına uydum’ diyerek sorumluluktan kurtulamaz.
Milletvekilliği bir imza ve el kaldırma makamı değildir. Milletvekilliği tarih karşısında sorumluluk taşıma makamıdır.”
MEHMET PAMUK SÖZLERİNİ ŞÖYLE TAMAMLADI:
“Türkiye'nin terörden kurtulmasını hepimiz istiyoruz. Fakat terörün bitmesi ile terör örgütünün siyasi hedeflerinin kabul edilmesi aynı şey değildir.
Bizim meselemiz Kürt kardeşlerimiz değil; Türkiye'yi bölmek isteyen her türlü terör yapılanmasıdır.
Bizim meselemiz barış değil; adaletsiz, denetimsiz ve geleceği güvence altına alınmamış bir süreçtir.
Bizim meselemiz silahların susması değil; silahların susmasının karşılığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hangi tavizleri verdiğinin açıkça ortaya konulmamasıdır.
Bugün karar verecek olan herkes şunu unutmasın:
Siyaset geçicidir, devlet kalıcıdır.
Partiler geçicidir, Türkiye Cumhuriyeti kalıcıdır.
Milletvekilleri değişir, millet kalır.
Ve tarih, bugün kimlerin Türkiye'nin geleceği için hangi kararı verdiğini mutlaka yazacaktır.
Ben bu kanuna siyaseten de hukuken de karşıyım.
Türkiye Cumhuriyeti'nin terörsüz geleceğini savunuyorum; ancak bunun yolu terörün siyasi hedeflerini meşrulaştırmaktan değil, terörü kaynağı, kadrosu, finansmanı ve ideolojisiyle tamamen tasfiye etmekten geçer.
Şehitlerimizin hatırasına, gazilerimizin onuruna ve Türk milletinin geleceğine sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur.”








